KKTC’nin Çilesi: Doğrudan Uçuş (Sayı 5)
Uluslararası çifte standardın uygulama alanı hlaine gelen KKTC, doğrudan uçuş ümitlerini sürdürüyor. Ancak havacılık kuralları buna izin vermiyor.
Ulaşımda ise en hızlı ve güvenilir yol şüphesiz hava yoludur. Havacılık sektörünün gelişmesiyle uluslararası hava sahasına ilişkin daha önce hiç gerekli olmadığından bulunmayan çeşitli kuralların var edilmesi bir zorunluluk haline gelmiştir. Buna ilişkin olarak 7 Aralık 1944 yılında ABD’nin Chicago kentinde bir konferans düzenlenmiştir. Konferans Chicago Konvansiyonu ve ICAO’nun kurulumu ile sonuçlanmıştır. O günden bu yana da ICAO güvencesi altındaki Chicago konvansiyonu hala yürürlükte olan önemli bir anlaşmadır.
Uluslararası bir anlaşma olan Chicago Konvansiyonunun 1. maddesi her devletin kendi hava sahası üzerinde tam ve münhasır egemenliğe sahip olduğunu içermektedir. Bu madde KKTC‘ye direkt uçuş yapılmasını hukuki olmaktan çıkarmıştır. Batı dünyası tarafından tanınmayan Kıbrıs’taki Türk Devleti, kendisini tanıyan Türkiye Cumhuriyeti’nin bayrağı dışında bir bayrağı taşıyan herhangi bir uçağı 31 yıl boyunca Ercan Havaalanı’nda görememiştir. Türkiye aktarmalı olmadan doğrudan uçuş yapılması hala ve hala mümkün değiltir.
Ancak kimi zaman KKTC’ye doğrudan uçuş yapılması gündeme gelmiş, hatta bu uçuşlardan ilkini, bildirerek ve vaatleri doğrultusunda Azerbaycan gerçekleştirmiştir –her ne kadar daha sonra söylemlerinden vazgeçse de KKTC tarihinde bu bir ilktir-. Kimi ülkeler ise çok kez niyetlenmiş, ancak sürekli Rum Kesimi ve Yunanistan’ın baskısıyla karşılaşmıştır. İşte söz veren ülkelerle beraber KKTC’nin ümit yolculuğu:
Azerbaycan
25 Temmuz 2005 tarihinde Azerbaycan’ın başkenti Bakü’den (Haydar Aliyev Havaalanı) kalkan Azerbaycan özel havayolları şirketi Imair’e ait İTX8831 sefer sayılı uçağın Lefkoşa’ya inmesi KKTC’ye bayram sevinci yaşatmıştır.
Diğer taraftan, bu iniş Güney Kıbrıs Rum Yönetimi tarafından böyle bir inişin hukuki olmadığı belirtilerek tepkiyle karşılanmıştır.GKRY Başkanı Tasos Papadopulas KKTC’ye direkt uçuş başlatan Azerbaycan’ı başka ülkelerin izlemesini engellemek için ellerinden geleni yapacaklarını söyleyerek tepkilerini net şekilde ortaya koymuşlardır.
İngiltere
Azerbaycan dışında Türki Cumhuriyetlerden yada İslam coğrafyasındaki herhangi bir Arap devletten direkt uçuşla ilgili bir talep olmamasının yanında KKTC’yi tanımamasına rağmen ilişkilerini devam ettiren İngiltere zaman zaman konuyla ilgili umut vermeyi sürdürmüştür. 01.07.04 tarihinde Mehmet Ali Talat, İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw ve Avrupa İlişkiler sorumlusu arasındaki Türkler üzerindeki izolasyonun kaldırılmasına yönelik görüşmede direkt uçuş konusuna değinilmiştir ve Talat’a bu konunun çözülmesi için ellerinden geleni yapacaklarına dair İngiliz temsilcileri söz vermişlerdir. The Independent gazetesi tarafından da İngiliz Dışişleri Bakanlı Jack Straw’un, KKTC Başkanı Mehmet Ali Talat’a Kıbrıs Türklerinin tedricine son verilmesi yolunda çaba göstereceği sözünün verilmiş olduğu haberinin yayınlanmış olması Kıbrıslı Türklerin umutlarını hayli arttırmıştır.
Bu umutlu bekleyişi, 16 Aralık 2006’da İngiltere Başbakanı Tony Blair’in Türkiye ziyaretinde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmesinden sonra direkt uçuşları gerçekleştirmek istediğini, sorunun uluslar arası anlaşmalara uygun yapıp yapamayacakları olduğunu ve bunun araştırılacağını söylemesi sürdürmüştür.
4 Kasım 2007 tarihinde İngiliz yüksek mahkemesi KTHY ve CTA Holidays şirketlerine KKTC’ye direkt uçuş yapılmasını reddeden Birleşik Krallık Hükümetine itiraz hakkı tanıması KKTC’nin ümitlerini tamamen arttırmıştır.
Verilen bunca ümidin ardından 06.06.08’de GKRY ve İngiltere arasında imzalanan memorandum Türklerin tepkisini üzerine toplamış, İngiltere’den KKTC’ye olası bir direkt uçuşuşun Kuzey Kıbrıs’ta ayrı bir siyasi varlığın kabulü anlamına geleceğini içeren anlaşmayla Kıbrıs Türklerinin İngilizlerin direkt uçuşla ilgili yardım edebileceği umudu tamamen son bulmuştur.
Çin
5 Şubat 2007’de Çin’den KKTC’ye bir Türk firması tarafından gerçekleştirilen direkt uçuş Kıbrıs Türkleri tarafından olumlu ve umutla karşılanmıştır. Ardından Çin Halk Cumhuriyeti tarafından yapılan açıklama direkt uçuşun söz konusu olmayacağı, uluslararası Anlaşmalara aykırı bir duruma müsaade etmelerinin mümkün olmadığı yönünde olması Türklerin tekrar karamsarlığa sürüklenmelerine yol açmıştır. Sonuç olarak Çin-KKTC arası direkt uçuş gerçekleştirilmesine ilişkin bir soru işareti kalmamıştır.
ABD
ABD’den KKTC’ye direkt uçuşla ilgili olarak sonuçlanmamış görüşmeler söz konusu olmuştur.Washington’da faliyet gösteren bir derneğin “Kıbrıs’a direkt uçuşlar” konulu konferansında ABD Dışişleri Müsteşar Yardımcısı Matthew Breyza ABD’nin Kıbrıs’a direkt uçuşlarda yasal olmayan bir yan göremediklerini söylemesi üzerine Yunan kökenli kişilerden yoğun tepki almıştır. Tepkiler üzerine Breyza direkt uçuşların Kıbrıs politikalarını değiştğirmediğini belirtmiştir. ABD-KKTC arası direkt uçuşla ilgili olumlu sayılabilecek bir gelişme henüz bulunmamaktadır.
Almanya
Almanya eski başbakanı Gerhard Schröder tarafından 1 Şubat 2008 tarihinde gerçekleştirilen ziyaret KKTC‘ye direkt inilmiş olması açısından önemli gibi görülmektedir.Fakat Schröder’in Ercan Havaalanına direkt uçuş yapılmasının yasal açıdan hiçbir sakıncasının olmadığını söylemiş olması ya da özel uçağıyla direkt iniş yapmış olması Almanya’nın direkt uçuşlara müsaade edeceğine ilişkin bir dayanak oluşturmamaktadır. Kimi liderlerin görevleri bitmek üzereyken verdiği sözler, kimilerininse görevleri sona erdikten sonra yaptıkları açıklamalar Kıbrıs’a olan direkt uçuş sorununun çözümü olmamaktadır.
Yasalar engel
Kıbrıs’a direkt uçuş probleminin kaynağını Chicago Konvansiyonu olarak görmek doğru olmamakla birlikte, sorun büyük ölçüde bu anlaşmayla temellenmektedir. Birinci madde devlet dışı bir oluşuma havasahası egemenliğini tanımamaktadır. Batı dünyasının gözüyle baktığımızda bir işgal bölgesine havayolu ile gidiş dönüş yapılmaması gayet doğaldır. Bunun dışında siyasetçilerin tanımadıkları bir ülkeyle ilgili olarak havayolu ulaşımının yasal olduğuna ilişkin sözleri boş vaatten öte gitmeyecektir.
Aynı anlaşmanın 7. maddesinin içeriği de her devletin kendi hava sahasında ücret karşılığında yük ve yolcu taşıyabileceğine ilişkindir. Bu madde KKTC’nin kendi sınırları içindeki havayolu taşımacılığını da onu tanımayan ülkelerin gözünde gayrimeşru duruma düşürmektedir. Eğer bir devlet söz konusu değilse havayolu taşımacılığı hakkına sahip bir tüzel kişi de söz konusu olmamaktadır.
17. madde hava araçlarının sahip oldukları ülkenin uçak siciline kaydedilmesi hükmünü içermektedir.Madde ile Kuzey Kıbrıs’ın havayolu ulaşımı araçları belgesiz konumdadırlar.
Bu durumda araçlarda bulunması gereken belgeler gibi konuları kapsayan diğer maddeler gereksiz olmaktadırlar.
Sorunun kaynağına inildiğinde var olan bir devletin tanınmıyor olmasının gerçek sebep olduğu gayet açıktır. KKTC’ye direkt uçuş sorununun çözümü Chicago Konvansiyonunun maddelerinden herhangi birinin değiştirilmesiyle mümkün gözükmemektedir. KKTC’nin tanınması sorunun kendiliğinden çözülmesini sağlayacaktır. Ancak dergimizin de Genel Yayın Yönetmeni olan Tevfik Uyar’ın 2007 yılında kaleme aldığı “Kıbrıs’a doğrudan uçuş sorunu” adlı denemesine yazdığı üzere, doğrudan uçuş girişimleri kesinlikle sonuçsuz kalsa da KKTC’nin durumunu Dünya’ya duyurma ve hatırlatma konusunda oldukça etkili, çünkü her girişim Uluslararası bir skandal haline dönüşerek kolayca dünya basınında yer bulabilmekte.
Bu Kategorideki Son Yazılar
- AİR FORCE ONE TÜRKİYE'DE (Sayı 7) - May 12th, 2009